|
SON DAKİKA
Nasreddin Hoca'yı kim öldürdü?
Cemal Demir cemaldemir111@gmail.com
Ladin, savaş endüstrisinin altın yumurtlayan tavuğuydu. Öyle ki Bin Ladin öldürülmeden savaş bitirilseydi, bakın ABD halkının sorusu ne olacaktı?
Bin Ladin’in öldürüldüğüne dair haber Obama’ya iletildiğinde ABD’nin doğu yakasında 1 Mayıs Pazar öğle saatleriymiş. Biz birkaç saat sonra duyduk. Eğer günlerden 1 Nisan olsaydı ve, ‘’10 yıldır bulunması ve öldürülmesi amacıyla 1 milyona yakın kişinin öldürüldüğü Bin Laden öldürüldü, bir iki saat içinde otopsi, DNA testi neyin varsa hepsi tekmilen yapıldı, cesedi denize gömüldü, yandı bitti kül oldu’’ haberini duysaydık, 1 Nisan şakası sanacaktık. Oldukça ‘sürreal’ bir gün yaşadığımız kesin. Öyle ki, insanlık tarihinin en muazzam tekonoloji ve istihabarat ağına sahip ABD, 10 yıl boyunca, şeker hastası, belki de diyalize bağlı olacak derecede böbrekleri sorunlu, üstüne tansiyonu düşük 50’li yaşlarındaki birini bulamadı. Beynimize bu yüklenme yetmezmiş gibi üstüne, bu kişinin, her hangi birini 2-3 ayda yakayı kaptıracak onca hastalığına rağmen, dünyanın en gelişmiş teknoloji ve istihbarat ağından saklandığı mağaralardan, aynı zamanda, son derece sofistike bir terör örgütünü yönettiğine inanmamız istendi. ‘Bir ihtimal daha var, o da sormak mı dersin’ diyen her insan evladına ‘a ha komplocu, sen kesin aya ayak basma işine de terssin’ yaftası vuran epey gayri Amerikan dünyalının olması da işi kolaylaştırıyor tabii ki… Ancak, ekonomide ‘askeri Keynesyan’ bakış altın çağını yaşıyordu. Bu anlayışa göre devletin askeri harcamaları ekonomiyi büyütürdü. Kennedy bile 3 yıllık döneminde bu politikaları sahiplendi. Ta ki Jimmy Carter’a kadar. Carter, tarihçi Michael Sherry’nin ‘’1930’lardan beri savaşın gölgesindeki ABD’’ adlı kitabında anlattığına göre başkanlığına, ‘’Amerika’nın askerileştirilmiş geçmişiyle bağını koparma gayesiyle’’ başladı. Ancak, başkanlığı, etkili ve geniş bir koalisyon karşısında dördüncü yılda suya düştü. Savaş partisinin bugün bile Carter’a hıncı dinmiş değil. Reagan’ın başkanlığı ise askeri sanayi kompleksin altın yılları oldu. Clinton döneminde sönmeye başlayan ikbal, 11 Eylül’ün ateşinde yeniden parladı. Arjantin’in geçtiğimiz günlerde ölen devlet başkanı Nestor Kirchner, geçen yıl film yönetmeni Oliver Stone ile yaptığı sohbette, George W. Bush’un Meksika’daki Amerikalar Zirvesi sırasında kendisine, ‘’Ekonomiyi düzeltmenin en iyi yolu savaştır’’ dediğini söylemişti. ABD, finansal olarak Portekiz’den bile berbat durumda. Portekiz’in milli borcu, gayri safi milli hasılasının yüzde 90’ı civarındayken ABD’nin milli borcu iki hafta içinde GSH’nın yüzde 100’üne ulaşacak. Üstüne, ABD’nin yıllık bütçe açığı da Portekiz’den çok kötü. Ama gel gör ki, Portekiz, dünyada kredi aramaya çıktığında eğer borç veren de bulursa, riskin var kardeşim denerek çok yüksek faizle borç veriliyor. ABD kolayca ve düşük faizli borç bulabiliyor. Tabii ki ‘dolar’dan dolayı. Ancak doların güvenilebilirliği de artık şüpheli. Dolar şoku yaşamasının da çok uzak olmadığının işaretleri var. ABD’nin şu saniye itibarı ile borç faizi 206 milyar 432 milyon dolar. Şu saniye itibarı ile ülkenin milli borcu 14 trilyon 266 milyar 330 milyon 100 bin dolar. Her Amerikalı şu saniye itibarı ile 46 bin 83 dolar borçlu. 2010 yılında sadece Karayip adaları bankalarına 168 milyar dolar (acaba bu bankalardaki kimin parası), İsviçre bankalarına 107 milyar dolar borcu var. En kötüsü de Çin. 1,5 trilyon dolardan fazla ABD hissesi, senedi, tahvili elinde. İşte, ‘Reaganomic’ tabirinin yaratıcılarından Reagan dönemi Hazine Bakan Yardımcısı Paul Craig Roberts de dün ‘sıcağı sıcağına’ merak etmiş ve sormuş Bin Ladin neden öldürülerek 10 yıldır devam eden şova aniden son verildiğini. Yükleniyor...
|
Follow @sesliturkiyem |